“Ah dile gelse de konuşsa!”
Yok.
Ama o bizim, biz de onun halinden, dilinden anlarız.
Bunu yapmazsam içimde kalacaktı.
Sözleri biraz vicdanınızı yaralayabilir.
Belki delice gelecek ama Atatürk Stadyumu ile konuştuk.
O bizim sesimize çok kulak verdi, giderayak; biz de O’nunkine kulak verelim.
Çünkü emin olun, kanlı canlı, konuşma yeteneğine sahip çoğu insandan daha fazla şey anlatıyor.

Nasılsın?
-“İyiyim” demek isterdim.

Sebebini sormaya gerek duymuyoruz. Biz de üzgünüz.. Kırgın mısın peki?
-Bir de soruyor musunuz? Kırgınım tabii..

Kime?
-Hepinize! Unuttunuz, gözden çıkardınız beni. Herkes doğar ve ölür, her şey yapılır, eskir ve miladını doldurur bunu ben de biliyorum ama bu kadar kolay olması benim canımı yaktı. Ne günler geçirdik beraber, ne anılarımız var. “Bu muydu karşılığı?” diye soruyorum kendime.

Haklısın. Uğraştık senin için ama kaybettik. Az kaldık biliyorsun. Antep maçı sonrasını hatırla. 200 kişi ya vardık, ya yoktuk senin için ses çıkartmaya kalktığımızda. Davalar açıldı. Hain bile ilan ettiler.
-Asıl hain onlar! “Yerinde yapacağız” dediklerinde nasıl heyecanlanmıştım biliyor musunuz? Benim oy hakkım yok, sizin var. Bana değil, size yalan söylediler. Atılan yalanın peşine düşeceklerine, beni yok etmek isteyenlere bunu rahatça yapma şansı verdiler. 16 Mayıs’ta şampiyon olduğumuz gün herkes sevinçten ağlarken, ben buna da ağladım. Bunu kimse bilmez.

Ne gündü ama di mi?
-Nasıl anlatılır ki? Bilmiyorum. En mutlu günümdü benim. O gün biraz zarar gördüm ama değdi. Helali hoş olsun. Bir daha bir benzerini görmedim zaten. Göremeden de gidiyorum. Annesini kaybeden ve sadece elinde fotoğrafları, kulağında da seslenişi kalan bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Halbuki ölen benim! Garip değil mi?

Biz de durum aynı. Bakma, herkes üzülüyor.. Sana veda bile ettirmediler. Ne diyorsun?
-Çok gördüler sanırım. Diyecek lafım yok. Sadece şunu söylüyorum, bir ömür bu ihanetin yüküyle yaşayacaklar. İki elim yakalarında olacak. Ne demek lan Bursa Atatürk Stadı’na veda bile etmemek? Buna imkan tanımamak. Hadi vedayı bırak, bir hatıra ürünü bile yapmamışlar. Ben kime küfredeyim?

Ne desen haklısın! Kime ne söylesen haklısın!
-Haklıyım tabii.. Hayatımı verdim ben. Kucağımı açtım. Herkese açtım. En sevmeyenimin bile gözyaşı var bende. Kanı var.. Teri var.. Ben ‘ben’ değildim ki. Hiçbir zaman olmadım. Ben ‘sen’dim,’siz’dim. Anlamıyorum gerçekten. Kepçeler falan geliyor. Hiç görmediğim, hiç tanımadığım, daha önce hiç gelmemiş adamlar geliyor. Ben herkesi tanıyorum. Bana bir defa geleni unutmam!
Elimde büyüdü hepsi. Hepiniz elimde büyüdünüz. Çocuğum gibisiniz benim. Bursaspor da benim elimde büyüdü. Doğumunu bile hatırlıyorum. “Baba” şefkatiyle davranmaya çalıştım her zaman. Islanmanıza engel olamamışlığım, üşümenizin önününe geçememişliğim vardır, size pek konfor sunamamış olduğum doğrudur ama bana bunlarla gelenler bilmiyorlar ki ben o zaman kendimi maaşı yüzünden üşüyen çocuğuna daha iyi bir mont alamayan baba gibi hissediyorum. İşçi şehrinin stadıyım ben, ne demek bu anlıyorsunuz, biliyorum.

Numaralı kısmın ile saha kalacak diyorlar. Tam olarak gitmiyorsun. Öyle söz verdiler. Buna ne diyorsun?
-Ne diyeyim, siz söyleyin? Bununla avunmamı mı bekliyorsunuz?

Hayır tabii ama..
-Bakın bu işin “ama”sı olmaz. Kalan kısım sizin tarihinizse, yıkılan da sizin tarihinizdir. Kendimden vazgeçtim, size üzülüyorum. Ego değil bu ama, benim gibisini bulamayacaksınız!

Yeni stada ne diyorsun?
-Kafası da yok, bir hafızası da! O ne bilir maziyi.. Size sormalı asıl soruyu; mutlu musunuz orada? Ben onu kıskanmam, kendimden geçer elimde büyüttüğüm oğluma; Bursaspor’a bakarım ama sanmıyorum. Yıllar sonra aklınıza geldiğimde, ilk günkü gibi iç çekeceksiniz. Yeni statta yeni şampiyonluklara da koşsanız, benimle beraber kümede kalma savaşı verdiğiniz günleri arayacaksınız.

Mesajın ne peki? Ne söylemek istersin son olarak?
-Bu fasıla geldiğimize inanmıyorum! Son sözüm bu. Bu sözümü hayatınız boyunca unutamayacaksınız.

 

 

 

 

Röportaj: Gizem Nur Kale – Yusuf Mercan – Gökhan Sezer