Uzun zamandır Ekol Göz Menemenspor ya da Keçiörengücü’den farkı olmayan bir yapıda futbol oynuyoruz. Kapalı savunma anlayışı, hücumu ikinci plana bırakmış bir takım ve 0-0 giden oyun anlayışını özümsemiş bir ekip. Mehter takımından hallice, iki pas ileriye bir pas geriye…

Yalçın Koşukavak Hocam; Boluspor maçı sonrası milli arada yayınladığı mesaj ile yapılan eleştirilerden çıkarım yaptığını, derslerine iyi çalıştıklarını belirtmişti. Açıkçası geldiği günden beri kendisini yakinen takip edenler, hatalarında direttiğini görenler için çok inandırıcı olmasa da olumlu karşılanmıştı mesajı.

Bu koşullar altında taraftarı davet ettiği Keçiören maçı başladı. Aslında taraftar, kafasında maçı oynamaya kadrolar açıklandığında başlamıştı. Özer’in 10 numaraya kayması dışında değişen bir şey yoktu. Spazmlar, sıkıntılar maç öncesinde hissediliyordu herkeste.

Rakip Keçiören, iç sahada oynuyorsun ancak orta saha ikilin Aykut ve Selçuk.

Selçuk Şahin maç boyu top sürmemek için aldığı topu sürekli yan top ya da uzun top olarak oynuyor. Topu alıp takımı ileri taşımak gibi bir kaygısı da enerjisi de dermanı da yok. Aykut’un teknik kapasitesi de hayli sınırlı. Ayağı düzgün kaleci konusunda ısrarcı olunabilir, oyunu geriden kurmak konusu da kabul edilebilir. Ama bunu yaparken orta sahan Selçuk ve Aykut olursa –ki Aykut gücü ölçüsünde iyi mücadele ediyor- bir teknik direktör olarak sorgulanmak da en doğal şey olsa gerek.

Nitekim tam da tahmin ettiğimiz şekilde başlayan bir maç oldu. Haftalardır rakipleri cesaretlendiren, önde basmasına teşvik eden Bursaspor ligin hücumu en az düşünen takımlarından biri olan Keçiören’in üzerimizde hâkimiyet kurmasına katkıda bulundu. Defaatle belirttiğimiz gibi Bursaspor çözüldü, önde basan takım Bursaspor’u kilitler, kazanmaya yakın takım olur.

Maçın başında öne geçme şansını Çağlar’ın eldivenlerine bırakan Keçiören ile yan-geri paslarla rakibi açmaya çalışan bir Bursaspor vardı. Nitekim bu ilk 20-25 dakikalık zaman diliminde organize bir atak hatta şutumuz dahi yoktu.

Ne olduysa bu dakikalarda oldu. Herkesin haftalardır bireysel olarak rahatsızlığını dile getirdiği durağan ve yan-geri paslarla 0-0’ı korumaya çalışan takım oyunu ilk kez kitlesel anlamda tepki gördü, ıslıklandı. Kısa süren şaşkınlık yerini dikine oynamaya çalışan oyunculara bıraktı.

Takım Yalçın Koşukavak’tan değil tribünlerden taktik alıyordu bu dakikalarda!..

Bir teknik direktör içinde hayli kafa yorulması gereken bir husus olsa gerek takımın tribünleri dinlemesi. Bunun da ötesinde bu taktiğin tutmuş olması. İş bu dakikalarda öyle bir hal aldı ki pozisyon icabı geriye dönülmesi gerektiği yerlerde dahi takım bunu yapmadı. Takım tribünlerden yediği zılgıt ile dikine oynamaya başladı ve bu ataklardan biri de gole dönüştü.

İkinci yarıda yine silik ve 1-0’ın üzerine yatmaya çalışan takımı gördük sahada.

65. dakikada hoca bir kez daha el frenini çekti. Yaklaşık yarım saat yine işkence edildi bünyemize. Girdiğimiz birkaç pozisyonu da değerlendiremedik ve bir Boluspor vakası daha yaşamamıza ramak kala Çağlar maçı lehimize kopardı. Derin bir oh çektik hepimiz.

Keçiören ile evimizde oynadığımız maçın yıldızı kalecimiz Çağlar!..

Sorulması gereken birkaç soru;

Burak Kapacak’ın sırtında kaç maç daha gideriz?

İleri top taşımayan orta sahalar ile alabileceğimiz bir yol var mı?

Bu takımın alternatif bir planı hiç olmayacak mı?

Önde basan takımlara ne gibi çözümler üretebiliriz?

Yan ve geri paslar ile sürekli set hücumuna dönüp açıklamalarınızda ise yerleşmiş bir savunmaya orta yapmak anlamsız sözünüz çelişmiyor mu?

Bunların hepsi üzerinde düşünülmesi gereken konular. Şampiyonlar Ligi vs beklentimiz yok, o günlerle ilgili cümleler kurmaya da gerek yok. Sadece realist olmak yeterli.

Yalçın Koşukavak çok ince bir ipin üstünde yürümeye, takımı da yürütmeye devam ediyor. Dileyelim ip kopmasın, kendini de bizi de yere çarpmasın. İp her geçen gün incelmekte, inceldiği yerden kopsun diyenlerin sesi daha gür duyulmakta…