“-Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti” diyordu Yeşilçam’ın en kült filmlerinden “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın en akılda kalan sahnesinde Asya. Gerçekten sevgi neydi? Tuttuğu sıcacık el miydi? Hoşça geçen zaman mıydı? Güzel bir yüz, boy pos muydu? İltifatlar, ilan-ı aşklar mıydı? Yoksa dar günde yanında olmak mıydı? Elini taşın altına koymak mıydı? Fedakarlık mıydı?

    Filmi hatırlayanlar Asya’nın kararını da hatırlayacaklardır. Peki bizim için sevgi neydi? Şampiyonluk kovalamak mı? Bol gollü galibiyetler mi? Yoksa iyi mücadele ettik miydi? Pozisyon vermedik miydi? Peki ya futbolcularımız için neydi sevgi? Tribünlere çağrılmak mıydı? Hata yaptığında bile alkışlanmak mıydı? Yoksa zamanında yatan maaşlar mıydı? Ya teknik kadromuz için neydi sevgi? İstediği oyuncuların alınması veya alınmaması mıydı? Alınan sonuçlardan bağımsız, eleştirilerden azade olmak mıydı?

    Sevgi başkalarından talep edilebilecek bir şey değildir zannımca; hak edilmesi gerekir. Eğer sevgi emekse; hak etmek için emek vermek gerekir. Tribünde emek verenler var; tüm ülkenin takdiri toplayan koreografiler yapılıyorsa, her hangi bir iddiası olmayan ve ligin son sıralarına doğru hızla gerileyen bir takımın hemen hemen her deplasman tribünü doluyor, en sıradan ve alakasız saatlerde oynanan iç saha maçlarında 15000- 20000 civarında seyirci topluyorsa ve dahi bu topluluk 20 hafta neredeyse hiç olumsuz tepki vermeyip sabrettiyse bu emeği görmek, takdir değilse bile fark etmek gerekir.

    Samet Hocamızın bir TV kanalında sarf ettiği sözler pek çoğumuzu incitmiştir. Sezon başlarında imzalar atılırken gösterilen profesyonellik, sezon içerisinde evrilip amatörce tavırlara ve sözlere dönüşüyor. Nazikçe ifade etmek gerekirse gerek futbolcular gerekse teknik kadro sezon başında bu renklere, armaya, taraftara veya şehre olan sevgisinden imza atmadı. Hem kendileri hem de menejerleri vasıtasıyla kıran kırana yapılan sözleşmelerde büyük ihtimalle sevgi görmek gibi bir talepleri de olmamıştır. Hocamızın ve oyuncularımızın sevgisini hak etmek için taraftar oldukça emek sarf etti, örneğin kötü oynanan Konya maçının ilk yarısı sonrasında soyunma odasına gitmeden oyuncuları tribüne çağırıp alkışlamak bir emekti. Bu emeğin karşılığında biz de sevgi görmek istedik sadece. Güzel, süslü ama içi boş sözler değil ama gerçek sevgi, emek verilmiş bir sevgi.

    Teknik ve taktik konularda fikir ifade edebilecek birikimim yok ancak şu söyleyeceklerimi söylemezsem içim rahat etmeyecek. Bizim bu sezon attığımız 19 golün hangisi organize bir atak sonucuydu? Eğer kadro kalitesi falan diyecek olursanız sizinle bir öykü paylaşmak isterim:

    Japon çocuğun tek hayali çok ünlü bir judocu olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir judo hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karşısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı.

Çocuk bir gün hocasına “hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek” dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuğun gençler şampiyonasına katılabileceği yazıyordu.

Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, “hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim” Hocası ise”sen sadece hareketi yap” cevabını verdi.

Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.

Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu “hocam nasıl olur anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, tek kolluyum ve şampiyon oldum” Hocası çocuğa baktı ve dedi ki, “senin yaptığın hareket judodaki en zor hareketlerden biridir.

Ve bir tek savunması vardır o da, rakibin sol kolunu tutmak”.

    Yok mudur bu kadro ile yapabileceğimiz bir tek hareket?

    Her zaman dediğimiz gibi “Adı Aşk Bu Eziyetin” sevgilerimizle…