Dün akşam enteresan bir maç oynandı Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda. Öğle saatlerinde gelen skandal haberle birlikte Bahçeşehir’ le oynayacağımız play-off serisi 2. maçının “seyircisiz” olacağını öğrendik. Herkes bir şekilde reaksiyon gösterdi fakat yeterli olmadı. Küfür bile edilmeyen bir ortamda, müthiş baskılı, basketbol kuralları içerisinde bitirilen maçtan bu cezayı almış olmak gerçekten bizi onore(!) etti. Federasyon ve basketbol camiası tarafından ne kadar sevildiğimizi(!) görmüş olduk.

Play-off serisi maçlardan önce karşılıklı açıklamalarla başlamıştı zaten. Önce Dedas’ ın açıklaması, ardından bizim açıklamamızla seri 1-1 başlamıştı zaten. Bu serinin zor geçeceğini bu sezon takımı takip edip, maçlara gelen herkes biliyordu. Beni asıl şaşırtan şey, 5 maçlık seride bir mağlubiyet alınca sanki tüm seri kaybedilmiş, tüm sezon çöpe gitmiş algısı yaratılıp, takıma aşırı demotive edici sözler söylenmesi ve aslında takıma ne kadar güvendiğimizin(!) ortaya çıkışı oldu. O kadar şaşırdım ki… Basketbol böyledir. Biraz ritme bakar. Biz dünkü maçta takım olarak çok ritimsizdik. Savunmada toparlayalım, hücumu da onunla toplarız diye düşünürken, savunmada da bir türlü istediğimiz ritmi yakalayamayınca, tüm maç bocaladık.

Sezonun boyu kısaldı, evet. Hata lüksümüz azaldı, kabul. Her şeyi anlıyorum, fakat bu takımın mücadele gücüne hala inanıyorum. Bir maç kaybetmiş olmamız, sezonu kaybettiğimiz anlamına gelmiyor. Şimdi, Şemsettin Hoca’ nın bizden istediği desteği gerçekten gösterme zamanı. Bu takıma bu sene hep inandık. Deplasmanda bir maç kazanmamamız için hiçbir sebep yok. Bunu başarabilecek güçte ve yetenekteyiz. Tek maçla moral bozmanın, takım üzerinde ekstra baskı yaratmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Taraftar olduğunda takımın çok başka seviyelere çıktığını görüyoruz. Cumartesi günü İstanbul’ da takımı kulüp yöneticilerinin, taraftarın yalnız bırakmayacağına inanmak istiyorum. Hatta bir tık artırıp, başkan adaylarının da orada olmasını diliyorum.

Oradan alınacak bir galibiyet, ev sahibi avantajını geri almamızı sağlayacak. Ben bu takıma inanıyorum. Şehirdeki herkesin de bu takıma inanmasını istiyorum.

Dar alanda kısa paslaşmalar filminde Erkan Can şöyle der; Hayat fena halde futbola benzer…

Değiştiriyorum; Hayat fena halde basketbola benzer.

Biz hiçbir zaman son saniyeye kadar mücadeleyi bırakmadık. Son topa kadar savaştık, maçın bittiğini söyleyen kornaya kadar terimizi akıttık, birbirimiz için, şehir için oynadık. Cumartesi de öyle olacak…

Son saniyeye kadar…