Dün akşam sezonun belki de en önemli maçlarından birini oynadık. Eskişehir maçı sezonun hedef maçlarından biriydi. Play-off öncesi üst sıralardaki takımlara karşı nerede olduğumuzu anlamak adına önemli bir sınav verdik. Bu sınavdan başarı ile geçtiğimizi düşünüyorum.

Maçın istatistik verileri ile yazıyı boğmayacağım. Ben daha çok takımın genel değerlendirmesi ile ilgilendim. İlk saniyeden itibaren müthiş konsantre bir Bursaspor vardı sahada. Hafta içi iyi çalışmış ve rakibini iyi analiz etmiş Şemsettin Hoca ve ekibi. Bu tip maçlarda rüzgar her an tersine dönebilir. Anlık konsantrasyon kaybı pahalıya mal olabilir. Bu tip maçlar yaşadık, tecrübe ettik. İlk yarı genelinde istediğimiz oyunu oynadık. Özellikle takım her pozisyonda müthiş savaştı. Her ribaunt pozisyonunda en az iki Bursaspor formalı oyuncu vardı. Her hücumda top döndü, paylaşım yapıldı. Tıkandığımız anlarda herkes sorumluluk aldı. “Takım olmak” adına güzel gelişmeler çünkü herkes birbirinin eksiğini kapatma eğiliminde.

Eksik yaptığımız şeyler olmadı mı? Evet, oldu. O anlar da bizi sıkıntıya sokan anlar yaşamaya başladık. Top kayıpları, kolay sayılar yedik. Savunmada ekstra efor sarf etmeye çalışırken savunmada düşmeye başladık. “Klasik” olarak yaşadığımız üçüncü periyot sendromunu yine yaşadık. Yorulan savunma dış atıcılarının gününde olduğu Eskişehir’ e çok boş sayı imkanı verdi. İlk iki periyotta boş şut imkanı bulamayan Eskişehir, savunmanın anlık düşüşlerini boş üçlüklerle cezalandırdı. Onları maçta tutan yegane eksiğimiz de sanırım bu. Şemsettin Hoca’mın bu konuya özel olarak eğilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü önümüzde artık çok az zaman kaldı.

Oyun içinde şahsi ritim bulamayan oyuncular daha çok top kullanıp, kritik anlarda hata yapmaya başlıyor. Bu da bize ekstra çaba, ekstra efor kaybı ve fast-break, kolay sayı yememiz şeklinde geri dönüş yapıyor. Artık ligin sonlarına geldik ve play-off kapısına dayandık. Oyunumuzun ince ayarlarını yapma ve vidaları sıkma dönemindeyiz. Daha doğru basketbol ve takım oyununu iyileştirme her zaman ana hedefimiz olmak zorunda.

Maç maç büyüyüp, gümbür gümbür geliyoruz…