Başkanımız Sayın Ali Ay birkaç hafta önce katıldığı programda Mayıs ayında kongre yapmayı düşünüyordum ama hırslandım, bir buçuk yıl daha görevimin başındayım ifadelerini kullanmıştı.

Hırs, ihtiras gibi kelimelerin kökünün nereden geldiğini bilir misiniz? Arapça “Harese” kelimesinden gelir. Çölde develerin çok sevdiği bir diken vardır, o dikeni gördüler mi dayanamaz yemeye başlarlar. Dikenler devenin ağzında yaralar açar, kanatır. Diken ve kanın tadı birbirine karıştıkça deveyi sarhoşlaştırır. Bu daha da hoşuna gider devenin ve yedikçe kanar, kanadıkça yer. Sonunda da kan kaybından ölür. Harese budur işte…

Daha ötesinde deveye diken tadında sözler de söylenmiştir ama takdir edersiniz ki biz bu konuya girmeyeceğiz.

İşte bu koltuk hırsı da böyle bir şey olsa gerek diyorum kendime. Bir oturdun mu sarhoş olmaya ve oldukça da verdiğin tüm sözleri unutmaya başlıyorsun. Aslında verilen sözlerin önemli bir kısmının gerçekleşmeyeceğini hepimiz biliyoruz da birbirimize rol kesiyoruz.

Belki de, Müzeyyen Senar’ın o eşsiz sesinden dinliyoruz “bir ihtimal daha var.” Hepimiz sarhoşuz belki de. Durun hemen ben alkol kullanmıyorum diyerek kesmeyin sözümü.  Hanginiz söylemediniz ‘’Ben aşk sarhoşuyum seninle Bursa, hep seninleyim, sen üzsen de bizi seninle ölüme geleceğim’’ bestesini?

Bu hayat da bir aileni bir de Bursaspor başkanını kendin seçemezsin.  Siyasette de seçemezsin de mevzu o değil şimdi. Oy kullanmak, demokratik yollar falan tamam amenna da kardeşim, hangimizin gönlünde ben futboldan anlamam diyen bir adamın Bursaspor başkanlığı vardı ki. Hep bir kötünün iyisini seçme çabası, hangisi daha az zarar verir kaygısı…

Yüzünü şehre dönen bir yönetim ve takım mottosuyla yola çıkıp bu kadar çıkmazlara sapmak nasıl mümkün olabilirdi ki?

Ali Ay başkanımıza sanayici gibi aktarmak gerekirse durumu, tekstil şirketi zarar ediyor, şirketteki iş yapar konumdaki makineler rakip firmalara satıldı. Onların eski iş yapmaz makinalarını da bizim tekstil şirketi aldı. Üstelik bu makinalar A sınıfı olmadığı için çok da fazla gideri var, sık sık arızalanması da cabası…

Yakın zamana kadar şirkette bir ustabaşı var, sürekli rakip tekstil firmasını övüyor aklına gelirse de bizim şirketle ilgili kelamlar ediyor. Bozuk ve iş yapmaz makineleri şirketimize kazandıran yöneticilerden biri aynı zamanda şirketin kapısını açık unutuyor, şirketin para eder malları da arada tahrip oluyor…

Üretim kapasitesi düşük, ortaya çıkan ürün defolu, satsan pazarda alıcısı bulunmaz… Bize bu üçüncü sınıf makineleri pazarlayanlar da hep aynı kabzımallar bu arada. Şirket bu haldeyken iş saatlerinde şirkete geldikleri için de 2 maaş ikramiye falan da veriyoruz herkese. Herkese veriyorsan da şu çobana verme bari zardan düşelim diyesi geliyor insanın…

Başkanım ben sanayici değilim ama bu şirket bu akılla batar. Şimdi değilse de eninde sonunda batar. Bu deveyi güdeceksen de en azından, şu dikeni yemekten vazgeçelim artık ne dersin?