Ne yazı yazmanın, ne de yazılan yazıyı okumanın içimizden geldiği günlerdeyiz. İçimizdeki sıkıntı yumağı gün geçtikçe büyüyor. Kötü yönetilmenin yanı sıra, büyük güven duyup kredi açarak işbaşına getirdiğimiz bir başkanın, 1 senelik görev süresinde hemen hemen her adıma bizi üzmesinin hayal kırıklığını yaşıyoruz.

Bu satırların yazıldığı dakikalarda, kulüp Mutlu Topçu ile anlaştığını açıkladı. Mutlu Topçu’nun teknik yeterliliği, takımın ihtiyacı varken maça çıkmayıp istifa edip gittiği, bir başka takımda görev yaparken tribünden taraftar aldırmaya çalıştığını falan hiç yazmayacağım. O konular, Mutlu Topçu hamlesi özelinde eleştirilmesi gereken konulardan sadece bazıları.

Beni ve benim gibi düşünen birçok taraftarı üzen esas nokta, yönetim kurulunun ve başkanın hiçbir konuda hiçbir harekat planı, alternatifi, çözüm fikri olmadan bodoslama ilerlemesi. Ekonomik, idari ve sportif alanlarda, bu yaklaşımın izlerini çok rahatlıkla görebiliyoruz. Ve hemen hemen yapılan her hamlede büyük tepki görerek an be an kredilerini yitiriyorlar.

Vaatler neydi göreve gelirken?

Ekonomik ve idari vaatleri bir yana bırakıyorum. Zira o alanlarda da vaatlerle gerçekleştirilenlerin örtüşmediği gün gibi ortada zaten. Ama ayrıntısına girersek, yazı çok uzayacaktır. Onun yerine, şimdilik asıl konumuz olan saha içerisine göz atmak istiyorum.

Saha içerisinde hem yetiştirici bir takım oluşturarak altyapıdan A takıma futbolcu kazandırmak; ki Allah için bu konuda başarısız olunduğunu söyleyemeyiz; hem de yapılacak doğru transfer hamleleriyle yarışmacı bir takım oluşturmak…

Gelinen noktada ise yarışmacılıktan, en azından zirve ve Avrupa adına söz etmek bence çok da gerçekçi değil. Kupadan saçma sapan bir şekilde elenmenin ardından, gözümüzü lige çevirelim dedik ama çevirebilmek ne mümkün?

Kupa faciasının ardından ilk önce Adana kabusu ve en son olarak da Başakşehir karşısında izlediğimiz hazin tablo…

Takım toplam kalite anlamında tel tel dökülüyor. “Takviye şart” diye bas bas bağırıyor.  Buna mukabil, yönetim cephesinden gelen “transfer yok” açıklaması… Hoş, transfer yapmaya karar alsalar bile, ara transfer döneminin bitimine 30 saat kala, Hangi gediği yamayacaksın? Hangi planla? Hangi hazırlıkla? 6 aydır takımın eksiklerini dile getirmeyen kalmamışken, yönetimin bu konuda ciddi bir adım atamamış olması gerçekten üzücü. Üzücü olduğu kadar da düşündürücü.

Yapılan teknik adam tercihi “yine” taraftarı tatmin edecek bir tercih olmadı. Üstelik  gidilen kapılardan amatörce hatalar yüzünden boş döndükten sonra gelen bu hamle, tepkileri daha da yoğunlaştıracak ve patlama noktasına hızla gidebileceğimiz bir sürecin de ateşleyicisi oldu gibi…

Sayın başkanım. Samimiyetinizi ve iyi niyetinizi çok sevdik. Size güvenmemizin en önemli dayanağı da bu oldu zaten. Ancak hata üstüne hatalar yaparak bu güveni ve oluşmuş kredinizi yitirdiniz. Son olarak da popülist bir kararla, camiada herkesin sevip saygı duyduğu İvan Ergic’i tepkilere bir sus payı olarak önümüze atıyorsunuz..

Ama yanlış yapıyorsunuz.

Yapmayın…

Çünkü sonrasında hep birlikte üzüleceğiz yine. Bu sözüm teknik adam ya da Ergic tercihinize yönelik söylenmiş bir söz değil. Kriz anında günü kurtarmak için yaptığınız popülist hamlelere yapılmış bir yorum.

Sakin kafayla oturun bir düşünün. Ve şu ana kadar yaptığınız hemen hemen her şeyi tekrar gözden geçirerek yeni bir başlangıç yapın. Doğru futbol ve yönetim aklına danışarak gemiyi rotasına yeniden ve en kısa zamanda sokun.

Yoksa freni patlamış kamyon misali bu gidiş, gidiş değil…