S.O.S.

Şu yazıyı yazmaya başlamamdan 1 saat öncesinden beri boş boş oturuyorum bilgisayarın başında. Nereden başlasam, nasıl bir giriş yapsam, kırmadan dökmeden meramımı nasıl anlatsam diye düşünüyorum. Çoğumuzda olduğu gibi, benim de içimde fırtınalar kopuyor, “yeter” diye bağırasım geliyor. Çıkış noktasından bu yana; ki bana göre bu nokta 16 Mayıs 2010. Yapılmış ne hamle varsa şöyle bir bakıyorum, hepsi birbirinin kopyası. Sürekli günü kurtarmaya, maslahatı idare etmeye yönelik popülist hamleler.

Zamanın akışını tersine çeviremeyeceğimize göre, çok da geriye gidip bir “hesaplaşma” içerisine girmek, şu aşamadan sonra pek de doğru gelmiyor bana. Ancak bir takım hatırlatmalarla, en azından şu anda makamda sorumluluk üstlenmiş kişileri uyarmakta da fayda olduğunu düşünüyorum.

1 yıl öncesine, Ali Ay ve ekibinin seçildiği olağanüstü genel kurul günlerine dönelim. Neydi sayın başkanın vaatleri?

“Marka değerini arttırmak, bu sayede elde edilecek sponsorluk gelirleri ve yaratılacak maddi kaynaklarla borcu 1 senede yarıya indirmek, bunu yaparken de doğru transfer politikasıyla yarışmacı bir takım yaratmak” değil mi?

Peki geldiğimiz nokta ne?

Son 1 yılda 2 kez Türkiye kupası gibi en yarışmacı olabileceğimiz kulvara, saçma sapan şekilde havlu attık. Dolayısıyla, yarışmacılık, kupada lafta kaldı.

Lige gelince… Geçen sezon için ligi çok da önemsemiyorum, neticede yeni yönetimin elinde toparlanma için çok da fırsat yoktu o anlamda, dolayısıyla geçen sezon değerlendirme dışı kalmalı. Ancak bu sezona baktığımızda, 27 puan ve tabeladaki 5.liğe rağmen, hepimiz titriyoruz mücrim gibi baktıkça istikbalimize. Sezon başı kurulan ve toplam kalitesi yerlerde sürünen bir kadro, ne oynadığını, ne yapmaya çalıştığını kimsenin anlamadığı bir teknik heyet, haklı olarak tatmin edilemeyen bir taraftar ve bunların muhtemel sonucu olarak kapıda bekleyen “panik” transferleri…

Peki ekonomik alanda bir gelişme var mı?

Marka değeri?

Sponsorluk?

Stadın pazarlanabilmesi?

Hepsine cevaplar belli değil mi? Üstelik sezon başında yapılan futbolcu satışlarından kasaya giren hatırı sayılır bir gelire rağmen borç yükünde yaklaşık %50’ye varan bir artış. Ki bu artışın en büyük kalemleri de kullanılan banka kredileri…

Eee? Hani planlı programlı gidecektik? Hani öncelikle mali disiplini sağlayıp sonra sportif başarı arayacaktık? Bu mudur bunun yolu?

Beyler… Bu işin şakası yok. Puan tabelası ve klasman aldatıcı olmasın. Neticede lig henüz bitmedi. Futbol tarihi, iyi giden birkaç maçlık serinin ardından tepetaklak olan, belini bir daha asla doğrultamayan ve alt liglerin karanlık dehlizlerinde kurtulma mücadelesi veren yerli-yabancı sayısız örnekle dolu…

Aklınızı başınıza toplayın. Doğru bir planlama yapmanın zamanı geldi de geçiyor. Hamasi söylemleri bir kenara bırakın ve gereğini yapın.

Aksi takdirde hep birlikte altında kalacağımız vebal çok büyük, bizden uyarması.

« »

Tüm hakları saklıdır. © 2020 OkuDiyo.Com. Edited by Mehmet ARICI.

İnternet sitemizde yayınlanan içerik izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.