Otobüse binmiş evime doğru ilerlerken şoför ve etrafındaki birkaç dayının konuşmasına kulak misafiri oldum. Bu yazıyı yazma fikri o an aklıma geldi.

Koyu muhabbetlerinin konusu ise büyük şehirlere göç edenlerin klasik ‘memleket neresi ?’ sorusuyla başlayan muhabbeti. Sohbetleri derinleştikçe buraya adapte olamadıklarını duydum ve geldikleri için pişmanlık yaşadıklarını gördüm. Yerel yönetimler tarafından iyi hizmet verilmeyen (şahsi fikrim) güzel şehrimiz yine de benim gibi birçok kişiyi kendine aşık ettirebiliyor. Kendine has bir karakteri var bu toprakların. Ruhu var. Çoğu Bursalı gibi aslen buralı olmamama rağmen işte bu sevgi bana “memleket neresi kardeşim?”sorusuna başka bir şehir düşünme imkanı vermiyor.

Gel gelelim otobüsteki dayılar gibi geldikleri, yaşadıkları, doydukları bu şehre uyum sağlayamayan, geçmişlerinde takılı kalan yeni hemşehrilerimiz. Doğduğu, çocukluğunu yaşadığı yerleri unutmamak tabi ki güzel ama birçok ilden göç almış şehrimizde kentlilik bilincinin oluşması için artık “Bursalı” da olmak gerekmiyor mu? Yani hem aslını unutmayıp hem de yaşadığı yeri benimseyen bireyler olmak.

‘Kentlilik bilincinin oluşması neye yarar kardeşim?’ diye sorabilirsiniz. Bunun etkisini şehrin gelişiminde olumlu anlamda farklı şekillerde görebiliriz ama tabi ki ilk akla gelen Bursaspor’umuz olur. Yani şehir bilinci Bursaspor aşkı doğurur.

Yaşanılan şehre bağlılık ile takımına bağlılık arasında sıkı bir ilişki olduğu açık. Gelecek nesillerin biricik takımlarına sahip çıkmalarını istiyorsak öncelikle onlara Bursa’mızı sevdirmeliyiz diye düşünüyorum.

Bu şehri seviyorum.

Ailem aslen Bulgaristan göçmeni ama hemşehrim ben Bursalıyım ve Bursasporluyum.