Çocukluğum, gençliğim ve artık geçmişim. Yıkılsa bile silinir mi anılar? Unutulur mu yaşananlar? Nasıl bir vicdan, nasıl bir düşünce seni bu kadar kolay yıkar?

Birileri için belki bir ucube, belki de köhne, belki eski, belki de viranesin besbelli. Deplasman tribününde dahi anım varken nasıl yıkabilirler seni? Bu kadar kolay mıydı yıkım haberini görmek? Bu kadar kolay mıydı sana son bir defa veda edememek?

Daha iyisini verdiler değil mi? Daha güzelini, modernini yaptılar değil mi? Yapmasalardı. Ne istediler senden? Ne istediler? Günün birinde kendi kendine yıkılsaydın keşke, yokluğumuza dayanamadı derdik. Hayıflanır dururduk kendi kendimize.

Başımın üzerinden bardak sular geçiyor devre arasında, bozuk para yağıyor kafamın üzerinden bir şeyler almak için. Arkadaşın su içmesini bekliyorum bardağın dibinde kalan su ile boğazım ıslansın diye. Koca tepsi ile acıbadem satanlar yürüyor. Maça 1 saat var, bu nasıl kuyruk böyle, salın şu turnikeyi geçsin millet. Radikalde ışıklar yanıyor. Kağıt şapkalar dağıtılıyor maç öncesi. Billboardların oradaki kulübede bilet sırası var. Okuldan kaçmışız hafta içi kupa maçı. Büyümüşüz, taksi durağının oradaki köftecide sıra bekliyoruz. Arap parkında maç öncesi sohbet ediyoruz. Babam geliyor gözümün önüne maç öncesi, maçtan sonra köşede buluşup mahalleye gideriz diyor.

Biliyordum yıkılacağını lakin görmek istemezdim. Babam son günleri yaşarken de hazırlamıştım kendimi, yani iyi bilirim gerçekleri yıkıp hayallerde yaşamayı. Sözün özü mutlak bir son var biliyorsun ama görünce dayanamıyorsun…