Tıklım tıklım bir deplasman tribünün olduğu maçta kazanamamak elbette normalden bir tık daha üzücü, en başta orasını dolduranlar için. Ancak maça tribünden değilde saha içinden baktığın zaman alınan 1 puan memnun edecek cinsten.

Öyle ki Igor Tudor yönetiminde iç sahada oynadığı ilk 3 maçı kazanıp ardından lider Başakşehir’e bizim gibi 0-2 kaybeden, geçtiğimiz hafta Fenerbahçe deplasmanında  aldığı hezimeti bir nebze unutturmak isteyen bir Karabükspor’a karşı çokta galibiyeti arzulamadan ortaya konan oyun ile 1 puanı cebe koyup döndük diyebiliriz.

Oyun içinde kazanmaktan çok ‘kaybetmemek iyidir’ mentalitesi ağır bassa da maç ile ilgili açıkçası Del Valle hariç kimseye kızmak içimden gelmiyor. Venezuellalı cidden kariyerinin en kötü ve savruk maçını çıkartmış olabilir bugün. Üst üste iki iyi hareket göremedik ne yazık ki, yanlış tercihleri ile 90 dakikayı tamamladı. Özellikle son bölümde Serdar’ı o kadar yalnız bıraktı ki Karabük sol beki Latovlevic’i üst üste iki üç atakta bindirdi en sonuncusunu hatta özgüven patlaması ile şut kullandı, Harun başarılıydı. Gerçi eleştirilerin odak noktası Bilal gibi dursa da ben aslan payını Valle’ye vermek taraftarıyım.

Bugün Hamza Hoca için en kritik karar Deniz – Kubilay başlangıcıydı, maalesef bu kumar çok tutmadı. Deniz’in özellikle kanatlarda görev aldığı ilk 45 dakika da performans namına bir şey yoktu. 63’te tam Deniz yerine geçti derken bu sefer de Batalla sola kaydı, Kubilay’ın yerine giren Bilal 10’a geçti. Bilal belki tabelayı değiştirecek bir gol/asist üretebilseydi Hamza Hoca’nın ikinci kumarı tutmuş olacaktı ama ne yazık ki bu saha içindeki diziliş değişikliği bizi oyundan düşürürken, hücumda Deniz’i de Dany ile Barış’ın ortasında çok yalnız bırakmamıza neden oldu. Barış Başdaş demişken ben epeydir bu kadar camdan bir stoper (ya da bir diğer ifadeyle oynamak istemeyen) görmedim. Bir oyuncu her pozisyonda mı kafasını bacağını tutarak kendini yere bırakır ? 1,88’lik fiziğin içi bu kadar mı boş?

Oyuna dönersek, Bilal’den sonraki hamle de son 10 dakika için Sercan’dı. Orası maçtan ümidimi kestiğim dakikaydı herhalde. Sercan benim için Galatasaray macerasının ardından hiçbir zaman bu takımın topçusu olmadı, olmamalıydı da. Sezonu çift haneli gol/asist ile bitirse de bu fikrim asla değişmeyecek. Kariyer zirvesi olarak 2009-10 dersek o yıldan bu yana ileriye giden hiçbir özelliği yok, aksine hep bir geriye gidiş. Ama inatla da hep bir Bursaspor macerası. O da son 10 dakikayı takıma ayak uydurup kaçak güreşerek tamamlayınca, ne şiş yansın ne kebap modundaki maç başladığı gibi bitti.

Bitirirken bardağın dolu tarafından bakalım da Milli maç arasına karamsar girmeyelim. 10 maçta toplanan 20 puan, ligde bulunduğumuz 4.basamak. 4 maçtır gol yemeyen bir Bursaspor kalesi ve savunması.  Çok şükür ki mağlubiyet ile sürmeyen bir ‘’No Faty, No Party’’ mottosu. Milli maç dönüşü 4 maçlık seri ile ligdeki esas yerimizi muhtemelen 3 aşağı 5  yukarı belirleyeceğiz. İçeride Akhisar ve Rize’ye puan vermeden dışarıda Galatasaray ve Beşiktaş maçlarından MİNİMUM  2 ya da 3 puan ile dönmek benim için kafi. Şimdilik gözler Milli Takım’da Harun ve Enes umarım Kosova karşısında ilk’lerini yaşarlar. Şimdiden onlara da bol şans dileyerek noktayı koyalım.