Birbiri ile bu kadar alakasız gözüküp bir o kadar yakın kavramları başlığa sığdırdığım için Orta çağ şartlarında Fransızlar beni engizisyon mahkemelerinde yargılayıp giyotinden gitorine sektirirlerdi. Bu üslup olmadı galiba sanki ama devam ediyorum.
Varoluşçuluk kişinin doğduğunda bomboş ve her bireyle eşit olduğunu, yaşadıkları ve tecrübelerinin kendisini ve karakterini oluşturduğunu savunur. Farklı şeyler de söylerler varoluşçuluk için ama yüzeysel tanımlaması bu. Derine girersek çıkamayız içinden Albert Camus ile Jean Paul Sartre’da çıkamamış içinden, Mahmut Tuncer’de hatta bu akıma kapıldığım 12 yıldır bende çıkamıyorum. Allah belasını versin bu varoluşçuluğun. Bireyler yaşadıklarını derleyip, belleğinde saklayıp gelecekte yaşayacaklarına karşı bir nevi önlem alır. Buna tecrübe deriz. İşte burada Bursaspor; kazanmış olması gereken tecrübesini değil de varoluşçuluğun verdiği karakterini kullanıyor. Örnek olarak; kimyanın uymadığı teknik direktörlerde ısrar etmek, menajerlerin elinde oyuncak olmak, menajer Metin abinin transfer hatalarına rağmen yeni menajerler denememek, sürekli parasızlık çekmek, taraftardan para istemek gibi gibi bir sürü şey artık karakterimiz hatta istikrarımız oldu. Yıllarca bunun değişebileceğini düşünüyordum ben, sonra yaşanmışlıklarıma baktım ve düzelmeyeceğini anladım. Elimizde somut örnekler var. Menajerleri kulübe sokmayacağım diyen Ali Ay, Metin Korkmaz ile poz vermekten çekinmedi. Kadro planlamam hazır diyen Erkan Körüstan, vizyonsuzlukta çığır açtı. Recep Bölükbaşı asdfghjklş neyse.
Rahmetli İbrahim Yazıcı’nın, Erkan Körüstan’ın Recep Bölükbaşı’nın ve Ali Ay’ın ortak özellikleri nedir?
Enkaz devraldıklarını iddia etmeleri
Metin Korkmaz ile çalışmaları
Bankalardan kredi çekmeleri
Benzer transfer faciaları
…..
Bazı şeyleri aşmak durumunda kalıyoruz. Ben kendimi aşmış sayıyorum ve bu tarz ısrar edilen yanlışlıkların değişeceğine inanmıyorum artık. Bursa şehri futbolu biliyor. Herkes kendi arasında konuşuyor, biz de konuşuyoruz, hesaplıyoruz doğruya giden yollar farklı olsa da Bursaspor’a faydalı olabilecek tek doğru sonuca varabiliyoruz. Bu konuşmalar şehrin her yerinde yapılır. Tartışmalarda doğrudan yana olan insanlar yönetim katmanına girince yönetime gelmeden önce eleştirdikleri yanlış yollarda ısrar ediyorlar. Demek ki yönetime kim gelirse gelsin, seçimden önce ne söylerse söylesin o makama geçince kişiler değişiyor ama işler değişmiyor. Yine kredi çekiliyor haberleri var. Yıllarca olay örgüsünde bile hiç bir şey değişmiyor. Önce yeterli fakir edebiyatı yapılarak camiaya ihtiyaç kanıksatılıyor. Sebep soranlara da yarı hücum ile önceki yönetimin ihtiyaç olmadığı halde aldığı hiç faydalanılmayan Traore’nin maaşını ödemek için kredi çektik diyecekler. Bu kısır döngü hiç bitmeyecek bir sonraki yönetim de ihtiyaç olmadığı halde hiç faydanılamayan Furkan Özçal’ın maaşını ödemek için kredi çekecek. Keşke gelen krediler geçmişe gömülmemese de geleceğe yüklense.
Şimdi mevcut yönetimi eleştiriyorum diye yönetimi devirmeye çalıştığımı düşünenler olacak. Twitter da online durumdayken çoğu kez bununla suçlanmıştım. Hatta Vederson’un gidişine zemin hazırladığımı bile yazdılar. Daha önce yazdığım gibi bazı şeyleri aşmış birisiyim. Beni gözünüzde büyütseniz bile pek bir yansıması olmaz fakat çok değer verdiğinizi düşündüğüm Bursaspor’un seçilmiş yönetiminin asgari ücretle çalışan alelade birisi tarafından devirileceğini düşünmek; Bursaspor’u küçümsemektir. Kafanızda ki Bursaspor her zaman büyük olmalı ki aynı aşmışlıkta buluşabilelim. Varoluşçulukla başladığım yazıyı narsistliğimle sonlandırıyorum.