15.11.2011’de UEFA Avrupa Ligi 3. Ön eleme turu kurası çekildi. Gomel ile eşleştik. İlk maçı 28.07.2011’de Bursa’da, rövanşı 04.08.2011’de Gomel’de oynanacaktı. Gomel’in çıkması bizi biraz şaşırttı. İnternette araştırma yaptığımızda Gomel ile ilgili doğru düzgün bilgi bulamamıştık. Hele tribünü ile ilgili hiçbir bilgi yoktu. Büyük bir soru işareti yaratmıştı bu benim için. Abilerimizin-kardeşlerimizin  haksız yere aldıkları hapis cezalarından sonra, biz dışarıdaki tribüncüler için her deplasman daha bir önemliydi, daha bir gidilesiydi… İşte bu yüzden Gomel’e gidilmeliydi.

Belarus ile ilgili vize sorunu olmadığı için bütün ayrıntıları hızlıca hallettik. Uçak biletimizi aldık, kalacak yerimizi ayarladık.

Bütün programımızı planladıktan sonra seyahatimize başlamadan önce kılıçlı ”Texas” ve ”Sana Mahkumum” pankartlarını aldık, bavulumuzu koyduk. Artık Gomel’in yolları taştandı bizim için…

Maça 2 gün kala, aldığımız pankartların sorumluluğuyla Bursa’dan yola çıktık. Tipik feribot yolculuğundan sonra  havalimanına vardık.  Formamızı giymiş, gevşek gevşek KAHPE Bizans sınırlarında cirit atarken, bir yandan da demlene demlene uçak saatini bekliyorduk. Uçağımıza bindik ve artık Belarus’ta, Belarus’un başkenti Minsk’teydik.

İlk gün gezdikten sonra ikinci günün sabahı Gomel’e geçme vakti gelmişti. Minsk ile Gomel arasında, trenle, 4 saat 30 dakikalık bir mesafe vardı. Trene bindiğimizde ”deplasman” moduna girmiştik. Pankartlarımızla beraber, elimizde viskimiz, dünyanın bir ucunda, yine Yeşil ve Beyaz sevdamızın peşindeydik. Yunus hocamın dediği gibi tamamen ”kafamıza göre”… Yol uzundu, makara sonsuz… Azdık ama özdük… Yeşildik ve beyazdık… Dışarıdaydık ama hepimiz İÇERİdeydik.

Tren yolculuğumuz da bitmişti. Gomel’de, garda indik. Artık biraz ”casual” olmanın vakti gelmişti. İnternet üstünde dahi bilgisi bulunmayan bir şehrin tribünü ile karşı karşıya kalabilirdik. Taşıdığımız ”Texas” pankartının ağırlığı bizi tedbirli davranmaya zorluyordu  ister istemez. Stada da bir şekilde ulaştıktan sonra, kuytu köşe bir yer bulup düştük yine alkole. Hala tribünsel anlamda nasıl bir şehirde olduğumuzla ilgili en ufak fikrimiz yoktu ve kazaya kurban gitmemeliydik. Maç saati iyice yaklaşınca, pankartları asmak için vakte ihtiyacımız olduğu düşüncesiyle stada yollandık. Deplasman tarafına girdik. Pankartları sokmak isteyince elbetteki kontrol etmek istediler ve deplasmanın en zor anları başlamıştı benim için. Pankartın renkleri ve Texas pankartındaki ”kılıçlar”… Düşünün ki bambaşka bir ülkedesiniz(ki ülke sosyo-ekonomik olarak geri bir ülke olduğu için İngilizce bilen kişi sayısı bile çok az) karşınızdaki emniyet amir(es)i var(Bu arada kendisi bayan), azcık dahi İngilizce bilen yok ve pankartın renklerini – pankarttaki kılıcı anlatacaksınız!! Tam bir rezillik, stres ki ne stres… Türkiye’de bile bu kılıcı anlatamazken, Gomel’de bunu yapmam gerekti. Önce pankartı almayacaklarını söylediler. O kadar emek verip pankartı içeri sokamama düşüncesi …”HSSKTR lan oradan, napıcaz şimdi amk.!” Derken, yarım saatlik sonu ne olacağı tamamen belirsiz bir bekleyişten sonra, orada üniversite okuyan 3-5 Türk öğrenci geldi ve çat pat bildikleri Rusça ile yardımcı olmaya çalıştılar. Yarım saatlik savaşın ardından –hala nedenini bilmiyorum- yaptıkları görüşmelerden sonra bizi pankartlarla içeriye almayı kabul ettiler. Tabii bir şartları vardı: Pasaport bilgilerimi verecektim ve pankartlarda herhangi bir hoşlanmadıkları içerik çıkması halinde her şeyin sorumlusu olarak bana gereken işlemi yapacaklardı. Ske ske kabul ettik ve girdik. ARTIK İÇERİDEYDİK. Pankartlarımızla Bursa-İstanbul-Minsk- Gomel- Central Stadium(Gomel) maceramız biraz da şansımızın yardımıyla sonuca varmıştı. Deplasman bölümü o kadar ufaktı ki Texas pankartını ön tarafa sığdıramadık bile. Bursa’dan gelen Tarkan(Öge) abiler dışında kimse yoktu. Girdiğimizde onlar getirdikleri pankartları asmışlardı bile ancak konuşup set pankartının en önde olması gerektiği konusunda fikir birliğine vardık; kılıçlıyı sete astık. ”Sana Mahkumum” pankartını ise arkaya asmak durumda kaldık ki ona da yer yetmedi. Sadece ”Mahkumum” kısmını asabildik.

İçeride en sevindiğim şey ise deplasman tribününün televizyondan görünecek kilit yerlerden biri olmasıydı. Maçı izleyen herkes ”Texas” pankartını orada da görüp gururlanabilirdi. Maçın başlamasıyla cep telefonuma gelen mesajlar sayesinde amacımıza ulaştığımızı anlamıştık, MUTLUYDUK. Tribünde üniversiteli Türklerle beraber 20 kişi falandık. 5 kişi bağırıyorduk. Hayatımın en boş deplasman tribününde bulundum. Topçuların sayısı bizim tribündeki sayımızdan fazlaydı resmen.. Zar zor Insua’nın ve Turgay’ın golleriyle kazandık. Maç bitiminde takımı tribüne çağırmaya çalıştık ancak sesimiz yetmedi derken birileri duydu ki takım geldi. Onlar da 5 kişilik tribünümüze güldüler tabii. Maç bitti ama daha deplasman bitmemişti… Gomel Ultra’ları sayıları az da olsa maç boyunca gayet iyiydiler ve ister istemez bir tribüncü olarak maç çıkışını düşünüyorduk. Karanlık hava, dar ve bilinmedik sokaklar… İnsan düşünmüyor değil. Neyse ki vicdanlı Gomel polisi bize şehir dışındaki gara kadar eşlik etti. Saat gece yarısına gelirken, Gomel’de pankartımızı asmış, olası tehlikelerden uzak, turu atlamış bir şekilde dönüş trenini beklerken, keyifle biramızı yudumluyorduk. Alkole boğulmalıydık!!

Dönüş trenimiz, tren  gece olduğu için ranzalıydı. Peder beyle, aynı kabinde olmayı beklerken farklı kabinlere bilet kesilmişti. Öyle bir ortamdasın ki değişik değişik düşünceler geliyor insanın aklına… Bambaşka bir ülkede, trendesin. Bir kabinde 3 tane hiç tanımadığın adamla yolculuk yapıyorsun. Cüzdanı, telefonu pankarta sarıp ve pankarta sarılıp uyumaya çalışmak dışında yapılabilecek hiçbir şey yok! Hani derler ya ”skseler kimse duymaz.” Tamamen o hesap.  Dönüş yolculuğunun 2 saatini, yanımda yatan, kokan, horlayan adamları izleyerek nasıl bir manyaklık uğruna neler yaptığımızı düşünerek geçirdim. Yaptığımız, çektiğimiz çile akıl kârı değildi. Aslında dengesizliğin, mantıksızlığın son noktasıydı bizim için Bursasporluluk…

Son gecemizi turu atlamanın verdiği mutlulukla nasıl eğlenerek geçirdiğimizi anlatmasam daha iyi… Tarkan abi, duy bu sesi 🙂

Son olarak; Gomel deplasmanına bu kadar gitmek istememin sebebi, haksız yere cezaevinde yatan ağabeylerimdi – kardeşlerimdi. En başından hayal ettiğim an şuydu: Gomel deplasmanı sonrası sabah, koğuşlarında kalktıklarından sonra, maç yorumlarını okumak için gazeteyi açtıklarında ”Texas” ve ”Sana Mahkumum” pankartlarını orada görmeleri ve gururlanmaları…

Başarabildiysek ne mutlu bize…