Öncelikle okudiyo.com’ a hayırlı olsun dileklerimi ileterek yazıma başlamak istiyorum. Gerçekten görmeyi istediğimiz bir platformu bize sundukları için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Aslında bir kuşak çatışması gibi para ile vizyonun sıkı bir rekabet içerisinde olduğu dönemleri yaşıyoruz. Bu gerek günlük hayatımızda gerek ise Bursaspor özelinde karşımıza çıkmakta. Peki bu rekabeti ve vahşi mücadeleyi körükleyen nedir? Eğer bu bir problem ise (bence öyle) bu problemin kaynağı nedir? Neden izdivaç programlarında eş seçme konusunda ilk kriter olan ”gelir” konusunu referans alıyoruz?

Kaynağın problemi biraz özeleştiri yapınca ortaya çıkıyor. Evet, bu çok zor olsa da kendimize sormamız gerekiyor; Biz ne istiyoruz? Daha farklı bir soru soralım. 10 yıl sonra nasıl bir Bursaspor olacak? Hatta burada siz aklınıza gelen bir soru da sorabilirsiniz hiç fark etmez. Maalesef çoğu sorunun nasıl sorulacağını biliyoruz ama nasıl bir cevabı olacağını bilmiyoruz, işte bu soruların cevabı geniş ve ileri görüş yani Vizyondur. Bizim şampiyonluktan sonra kaçırdığımız en önemli nokta ”gelecek projeksiyonu” planlamasıdır. Kendimize bir yol çizemedik, bok gibi paramız vardı borçsuz, kasasında canlı para olan tek kulüptük, paramız vardı fakat anı yaşıyorduk. Tarlasını satıp bütün parayı pavyonda yiyen adamdık, yılbaşı ikramiyesi çıkıp 2 sene sonra evine geri dönen adamdık. Bu tiplerin problemi kazandıkları para değil, kazanılan parayı ”kaliteli” harcayacak potansiyellerinin olmamasıdır. İşte aynı Bursasporumuz gibi kasasında para vardı ama maalesef vizyonu yoktu, Vizyon sayesinde başarı sürdürülebilir kılınır. Sürdürülebilir olmayan başarılara sürekli ”tesadüf” yaftası yapıştırılır.

Bizim camia olarak büyük resme odaklanmamız gerekmekte, atılan adımların Bursapor’un geleceğine nasıl bir katkı sağlayacağı ya da nasıl bir zarara uğratacağına bakmamız gerekmekte. Saha içi sonuçlar önemli, fakat saha içindeki sonuçları genelde yöneticilerin ve hocaların vizyonları belirler. Günümüzde futbol saha içerisinde ne kadar oynanıyorsa bir o kadar da saha dışında oynanmakta ve biz saha dışında oynanan futboldan maalesef çok uzağız. Bursaspor için yok sayılacak rakamların ”sen aldın, ben verdim” kavgası yapılırken masada ”meze” edilen bir Bursaspor var! Bu tartışmalar ne olursa olsun Bursaspor üzerinden yapılmakta, isim bir şekilde yıpratılmakta ve sonunda zarar gören yine Bursaspor olmakta! Bu tip krizler bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde Bursasporumuzu itibarsızlaştırmakta, aslında her kriz bir seçim demektir. Bu krizler sonucunda Bursaspor’a marjinal fayda sağlatmak yönetenlerin işi. Biz bize sponsor olanların gözünden Bursaspor’un marka değerini göremedik, hatta oluşturmak için de bir çaba sarf etmedik. Seyirci ortalaması en yüksek takımlardan biri olmamıza rağmen sponsor konusunda ”Medine dilencisi” gibiyiz.(olanlar da taraftar sayesinde). Paramızın en çok olduğu dönemde forma sponsorumuzun olmaması bu durumu açıklar nitelikte.

Vizyon sadece sponsorlara karşı değil, altyapının A takıma entegrasyonu konusunda, Tüzük hazırlanırken, Mali program yapılırken, oyuncu alınırken ve satarken, Teknik direktör seçerken, personel alırken, sponsorluk anlaşması imzalarken kısacası kulüp yönetiminin her aşamasında gerekli. Endüstri halini alan bir futbolda biz de kulüp olarak kendimizi doğru konumlandırmalıyız, bu işin neresinde olacağımızı camia ile birlikte planlamalıyız. Hayata geçirilen projelerin havada kalmasının sebebi, kulüp ile camia arasındaki iletişim kopukluğudur. Maalesef yönetenler kolaylaştırmak yerine zorlaştırmayı tercih ediyor. Evet Bursaspor’a ulaşabilmek çok güç peki bu doğru mu? Belki 20 sene önce doğruydu ve biz doğrularla yanlışların yer değiştirdiği bir çağa tanıklık ediyoruz ve buna adapte olamıyoruz. Bu çağ paranın değil, fikirlerin konuştuğu bir çağ ve ben bu yazıyı AC/DC’nin 1990 yılında çıkan Money talks(para konuşur) adlı eseri ile noktalıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=2lqdErI9uss