Oyun kalitesini, kurguyu tartışabiliriz.. Ama tartışılmayacak bir gerçek var ki bu takım savaşıyor..”

Cumartesi günü, Konyaspor maçının bitiş düdüğünün hemen ardından, Twitter hesabımdan yaptığım yorumdu bu cümle. Takım bu sezon alıştığımız üzere, yine mücadele etti, yine savaştı ve yine istedi. Üstelik, bu kez saha içi performansı olarak da geçer not aldı. Hem rakibi oynatmadı hem de açık bir fark yakalayabilecek kadar gol pozisyonuna girdi. Bunun sonucunda da sahadan istediğini almayı başardı.

Hal böyle olunca da camiada keyifler yerine geldi tabi. Dile kolay; 9. Hafta sonu itibarı ile tarihin en iyi 2. sezon başlangıcını yaptık ve açıkça “mücadelemiz zirve için” mesajı verdik.

Takım saha sonuçları açısından güzel bir ritm yakaladığında her birimizin aklına ister istemez 2009-2010 sezonu geliyor. Doğal olarak, ben de bu çağrışımın etkisinde kaldım ve o açıdan bir değerlendirme yapmak istedim.

2 sezon arasındaki en belirgin benzerlik 9.haftalar sonunda toplanan puan. Şampiyonluk senesinde de bu haftayı 19 puanla kapatmışız. Bu kısım çokça yazılıp çizildiğinden, üzerinde fazlaca konuşmaya gerek yok.

Şampiyon takım ile şu anki kadronun performansı açısından bence de en dikkat çeken nokta iki ekipte de üst düzey bir takım disiplini bulunması ve kemikleşmeye başlamış, her maçın başlangıcında az çok öngörebileceğimiz bir oyun anlayışına sahip olması. Yanlış anlaşılmasın…Bunu söylerken, her iki takımı, ortaya koydukları oyun açısından kıyaslamıyorum. Söylemek istediğim şey, bu kadro sahaya çıkarken ne yapabileceğini kestirebiliyoruz, ne şekilde sonuç alabileceği konusunda bir fikre varabiliyoruz. Tıpkı 2009-2010’da olduğu gibi…

2 kadronun bir diğer ortak noktası da mücadelesi ve her ne olursa olsun oyunun içinde kalma basiretini gösterebilmesi bana göre. Bu kısmı geçen yazıda ayrıntılı olarak vurgulamıştık ki Konya maçında da benzer şekilde geliştiğini görebiliyoruz oyunun.

Bir diğer ortak nokta kulübe hamlelerinin “maç koparan hamleler” olması bence. Hatırlayın o muhteşem sezonu, bir çok maçı o şekilde almamış mıydık? Bu sezon da 6 galibiyetin 4’ü bu tarz hamlelerle geldi. Hamza hoca, zaman zaman çok tartışılsa da, oyun içi hamleleriyle şu ana kadar “kazanan hoca” oldu.

Dikkat çeken bir diğer özellik  2 takımın da zor gol yemesi. Şampiyon takım, o sezonu ligin en az gol yiyen ekibi olarak tamamlamışken, mevcut kadro 9 maçın 5’inde rakiplere gol izni vermedi. Kimi zaman ve hatta çoğu zaman Harun’un performansı bu konuda ön plana çıkmış olsa da  oyun anlayışımızın bu konudaki katkısı inkar edilemeyecek bir gerçek…

2 takım arasındaki en belirgin fark, kadro kalitesinde. Şampiyon takımda Ergic, Batalla, Ali Tandoğan, Volkan Şen ve hatta Bekir Ozan Has gibi “beyin” görevini üstlenebilen çilingirler, Sercan ve Ozan İpek gibi patlayıcı güçler varken bu takımda ”çözen oyuncu” sayısı sınırlı. Zaten 2 takım arasındaki üretkenlik farkının da temeli bu nokta.

Bütün bu verileri alt alta koyduğumuzda, bence ortaya bir done çıkıyor. Bu kadro, mücadele azmi ve disiplini ile kendisine ligde bir yer bulabilir. Ligin yavaş yavaş şekillenen şablonunda, bu yerin neresi olabileceği de az çok belli. Ancak ilk yarının son düzlüğüne girdiğimiz ve ara transferin yaklaştığı şu dönemde, gözle görülür 2-3 eksiğin tamamlanması durumunda ivmenin nereye yönlenebileceği de az çok ortada gibi.

O halde, biz takımın kimyasını kabulleneceğiz, hocanın oyun anlayışına; hedefe ulaşılamama halinde hesap sorma hakkımız saklı kalmak şartıyla; saygı göstereceğiz, onlara inanacağız ve desteği esirgemeyeceğiz. Takım saha içerisinde gereğini yapacak. Yönetim de günü geldiğinde yapılması gereken 2-3 dokunuşu yapacak. Ve sonra……

Kim bilir… Belki de…