Sene 2009…

Eskişehir’de geçirdiğim 4.yıl…

Normal şartlar altında o sene mezun olmam gerekiyor. Lakin ben profosyonel öğrencilik mesleğime o yıldan itibaren adım atıyorum. Tahmin edileceği üzere Eskişehir’de öğrenci olmanın getirdiği avantajlar ve imkanlar Türkiye’nin diğer şehirlerine oranla daha fazla. Bu da sizin üniversite hayatınıza direkt etkide bulunabiliyor.

O dönemlerde bir kız arkadaşım var, baya baya iyi de anlaşıyoruz. Başka şehirde yaşıyorsanız iyi anlaştığınız bir kişinin olması şüphesiz çok önemlidir. Gel zaman git zaman ilişkilerin olgunlaşma aşaması denilen saçma aşamadayız. O saçma aşama, sahte insan ilişkilerinin ve fitne fesat duyguların 2-3 saatliğine yüksek desibel müzik altında gizlendiği saçma bir doğum günü. Kız Arkadaşımın doğum günü…

Önceden planlanıp adet olduğu üzere Cumartesi akşamı mutlaka bir yere çıkılacak, içilecek, önce “hepi de börtdey tu yu” adlı cover müzik duyulacak, masaya maytaplı pasta gelecek, kesilecek, fotoğraflar çekilecek ve bu fotoğraflar feysbuk üzerinden paylaşılacak. Çok mutluyuz imajıyla yeni bir tiyatroda rol alınacak. Siz isteseniz de istemeseniz de bu oyunun bir figüranı ve hatta aktörü olabiliyorsunuz.

Cumartesi günü uyandığımda hava yağmurlu ve kasvetli…
Sanki o kasvet havası o gün ve ertesinde yaşanacakların habercisi.
Klasik öğrenci evlerinde olan muhabbetlerle güne başlıyorum.
1 saatlik zaman diliminin içinde belirli periyotlarla farklı ağızlardan yükselen;

-ne yicez?
-ya ne yiyelim ?
-ne yesek ya ?
-napsakki ?
-hadi olm lan ! gibi benzeri kelamların ardından, fırına terliklerle yollanan bir ev arkadaşı, çayı hazırlayan diğer ev arkadaşı ve salondaki masanın üzerine gazete kağıtlarını örten ben…

Bugün cumartesi, akşama kız arkadaşımın doğum günü var ve benim biraz aktif olup güne enerji ile başlamam lazımmış miş…
Çayı koy lan sen! hitabıyla mutfaktan gelen vızıltıyı hemen orada bitiriyorum. Neyse sokak kapısı kapanıyor ardından “dondum lan dondum” diye bir feryat yükseliyor… Hava gerçekten soğuk, malum Eskişehirin o kuru havası.

Kahvaltıya başlıyoruz. Tabi ki 77.kanal açık. Zaten eve maç paketlerini aldığımızdan beri o kanal hiç değişmedi. Sabah akşam maç olsun olmasın hep o kanal izleniyor. Kumandanın açma-kapama ve ses yükseltme-azaltma tuşlarından başka tuşlarına basmak adeta küfür sayılıyor evimizde. Yanlışlıkla da olsa diğer tuşlara dokunanları ayıplıyoruz.

Eve taşınırken, Emekli astsubaydan aldığımız Alman masasının üzerinde kahvaltıya başlıyoruz. Bu masaya niye Alman masası denildiğini yıllarca hiç sorgulamadık. Bildiğin masa işte amk. Niye Alman masası deniliyor. Yoksa masaya önem gösterelim diye mi salladı pezevenk, bilmiyorum.

Kahvaltı esnasında haftanın programı geliyor ekrana;

Cumartesi: 19:00 Eskişehirspor-Fenerbahçe

Pazar: 13:30 Kayserispor-Bursaspor

Kısa bir diyalog geçiyor hemen masada. Galatasaraylı ev arkadaşım Fenerli olana:

-siz puan kaybedip Bursa yenerse, Bursa Lider diyor

Ben ise o hesabı günlerdir yaptığımı çaktırmama edasıyla;

-Aynen doğru diyorum.

Fenerli olan cevap veriyor:

-ya olsalar ne olur şampiyon mu olacaklar sanki ?!

Gözüm kararıyor o an ama onu bağışlamaya karar veriyorum. Çünkü ben iyi bir insanım. Başını okşuyorum ve yanağını sıkıp çatalı hışımla saplayıp aldığım zeytini çekirdeği ile beraber yemesini istiyorum. Çünkü dediğim gibi iyi niyetli bir insanım. Şiddete karşıyım.

Saatime bakıyorum. Saat 15:00! Üstüme bir şeyler giyip dışarı çıkıyorum.
Evimiz Eskişehir stadyumuna çok yakın bir yerde.
ES-parka doğru yürüyorum. Doğum günü var ya bende hediye alacağım. Oysa ben o hediyeyi ev arkadaşlarım sorduklarında çok önceden aldığımı, kız arkadaşlarına doğum günlerinde hediye alırken son güne bırakmamaları hususunda onlara brifing vermiş bir insandım…

ES-parkın kapısından aç kurt edasıyla süzülüp dalıyorum. Çoğu erkek gibi hayatımda en nefret ettiğim şey hediye almak. Bir an evvel bitsin istiyorum bu işkence ve hediye alırken biri beni görürse suçüstü yakalanacağım düşüncesi zihnimi kemiriyor. Erkeklik hormonlarım Es-Park’ı esir alıyor.

Espark’tan çıktığım gibi berbere gidiyorum.
Hoş geldin Bursalı diye karşılıyor Faruk abi. Faruk abi tipik Faruk bir abi. Çay ikram ediyor ve tıraşa alıyor. Tıraşın ardından bir müşteri-berber ritüeli olan çay sigara faslı’na geçiyoruz…
ES-Es diyor bugün yener eğer sizde yarın yenerseniz Lider oluyorsunuz.
Yaşasın Anadolu! Bizi eskiden şampiyon yapmadılar. Bol dramatizasyon bir kompozisyonda ilerliyoruz. Amigo Orhan vb muhabbetlerle abartısız yarım saat geçiriyoruz. Berber dokunuşu olmuyor! Kalbiniz fesatlanmasın hemen!
Çırak dükkanın kapısını açıp “çay söyleyeyim mi Usta?” derken duvardaki saate bakıyorum. Duvardaki saatler kaderlerine terk edilen ama en çok kullanılan nesnelerdense de konumuz şimdi bu değil.

Saat 16:30! Acele etmem gerek!

Amacım kestirme olması açısından Barlar Sokağından geçerek Şair Fuzuli caddesinde ki evime ulaşmak. Bir an önce eve ulaşmak için yürümeye başlıyorum.

Devamı gelecek!