Merhaba! Çok uzun zamandır Bursaspor adına 140 karakterden fazla okumadığımı fark ettim okudiyo.com’ daki yazıları okumaya başladığımda.

Eskiden yazıyorduk fırsat buldukça Bursaspor hakkında. Sonra kızım oldu büyüdükçe ve o büyüdükçe ben yazamamaya başladım. Sahalara dönüşümü de onun ilk stadyum tecrübesiyle gerçekleştireyim dedim. Evimiz stadyuma tam 1 km. Her önünden geçtiğimizde “Buraya ne zaman geleceğiz?” diye soruyor, passoligi anlatamıyoruz tabi kendisine. Buna binaen de en son “Zaten sözünü de tutup timsaha da götürmedin” dedi. Sn. Recep Altepe bakınız küçücük çocuk bile oraya Timsah diyor.

Bu siteminden sonra ilk kupa maçı için pusuya yattım. İlk tur maçları günün değişik saatlerinde olduğu için sabah okula gönderir, öğleden sonrada alıp maça gideriz diye hayal kuruyordum ki maçın kızımın uyuma saatinde yani 21’de olduğu öğrendim. Bu sefer ki planımız okuldan gelip uyuması ve sonrasına maça gitmek oldu. Kararlıyız kızı fanatik yapacağız.

Bu plan işledi en azından, evden aldım koştur koştur maça gittik. Biletimizi aldık, Bursastore’ a uğrayıp formamızı Gürkan Ağabey’den aldık. Hava şartlarından ötürü montunun üzerine giydirip şeklimizden ödün verdik ama fanatik olalım derken zatürre de olmamak lazım. Bu arada onun ilk Timsah Arena tecrübesi belki ama benim de öyle oldu. İnşaatından bu yana sadece önünden geçmekle yetindiğim bir yerdi burası, bizim alıştığımız düzen belli bileti okutur direk yeşil sahayı görürsün. Burada öyle değilmiş kapıdan girişi bulana, oradan da merdivenleri çıkana kadar emek verdik ama değdi.

Stadyum için şunu söyleyeyim; içeri girip direk manzarasız yer aramamak benim için devrim niteliğinde bir olay. Bu bile başlı başına bir şey iken heybetiyle de beni etkiledi öyle ki bizim çekirdekçiye çekirdek ayıkladıktan sonra kabukları yere atmaya utandım. Öylesine yeni öylesine etkileyici geldi bana içerideki ortam. İnşallah diğer eksiklerde tamamlanır da bu etkileyicilik stadyumun dışına da yansır.

Yomra kupa maçına gelince de bu tip maçlarda beklentim hocalardan çok oyunculardan olur. Hamza Hamzaoğlu da böyle düşünüyor ki Ertuğrul ve Kubilay’ı mevkileri dışında başlattı belki de bir şans daha verebilmek için. Maç ilerledikçe baktı bu oyunculardan olmuyor ivme kazanmak için kendisi de devreye girdi ve Ertuğrul ile Erdem’in yerini değiştirdi. Bu arada bizim kızın uykusu geldi. “Baba gidelim” demeye başladı çok da haksız sayılmaz 35 dakika boyunca bize zul gelen ona nasıl gelmesin?

İlk yarı sahada futbol oynayan 2 kişi vardı. Biri Bünyamin diğeri de golün sahibi Jorguera. Gol pozisyonunda Necid’e kıyak yapar boş kaleye attırır diye düşünüyordum ki belki de formayı garanti altına almak adına golü kendi attı. İkinci yarı Jorquera da rölantiye aldı. Maç boyunca iyi oynamaya çalışan sadece Bünyamin kaldı.

İkinci yarı maça damgasını vuran kişi yine, yeniden Pablo Martin Batalla idi. Bunu Kubilay’a yaptığı asist için değil de tribüne yaptığı asist için söylüyorum. Maçın belli dakikasından sonra Bilal Kısa topu ayağına her aldığında ıslıklanmaya başlayınca “Neden?” dercesine kollarıyla tepki vererek tribünün sakin kısmını devreye soktu ve takım görece iyi giderken protesto etme durumu kesildi. Bilal Kısa için şunu söyleyebilirim. Geldiğinde yaşından ötürü performans bitebilir ama kalite bitmez diyordum. Dün oynadığı futbol ile kalitenin de bittiğini gördük. Kayda değer ne isabetli pasını ne ortasını ne de şutunu izleyebildik. Muhakemesini yapabilir inşallah zira hiç olmadık yerde bir serbest vuruş ile uzaktan bir şut ile puan getirebileceğini biliyoruz.

Özlemişim yazmayı bu belli oldu, yaz yaz bitiremedim uzun bir arada verdiğim için de toplayamadım galiba. Bağlamak gerekirse; bizim kıza sordum “baba eve gidelim” dediği zaman ; “Sevmedin mi?” dedim. “Çok sevdim ama gidelim” dedi.  Maçı değil hayran hayran tribünleri izledi. Bence bizim ufaklık bu ilk maçı ile hem aşıyı yedi hem de Bursasporluluğu çözmüş oldu. Üzüyor, sıkıyor ama yine de seviliyor.