Bu hafta UEFA maçları oynandı. İspanyanın namağlup sarışın takımı Villareal, Ankara’da Osmanlıspor deplasmanına geldi. O takımda bir oyuncu var henüz yolun başında genç sayılır. İsim vermemek durumundayım. Villarealin otoban çizgileri gibi sarı forması en çok o’nun üzerinde ön plana çıkıyor, en çok o’na yakışıyor. Siyah tenli olmasının da bunda payı yok değil. Burada o futbolcudan bahsetmemin sebebi iyi oynaması ya da pahalı olması değil. Bu futbolcunun bir kaç zayıf yönü var; duygusal yapısı yüzünden geçmişi ile bağlarını kopartamaması ve yıldız baskılı iç çamaşırı kullanması. Bu defolar onu geriye götürecek kadar büyük değil ama göze batıyor işte.

Bu yazıya konu olmasına sebep olan olay ise kimsenin haberinin dahi olmadığı bir konu. Olay kapalı kapılar ardında yaşandığı için pek duyulmadı. Futbolcu 1 sene önce gitti İspanya’ya. Gittiği günden beri ilk defa Avrupa’da tanınmasına sebep olan ülkeye deplasmana geldiğinde duygusal yanı ağır basıyor ve kendi maçından bir gün önce hocasından izin alıp eski takımını ziyarete gidiyor. Hocası da seviyor bu çocuğun duygusal yapısını. Çünkü maç içinde ilerde pres yapmasını gerektiren hormonların ancak duygusal yapı ile sağlandığını biliyor. Eski kulübüne gidiyor fakat herşey yeni olmuş, kediler değişmiş, tanıdığı kimse kalmamış. O da idari binada dolaşmaya başlıyor. Değişmeyecek tek şeyin kulübün yayın politikası olduğunu bilerek giriyor kulüp Tv’sinin odasına. Gördüğü kişiye gözlerini kısarak bakmaya çalışıyor. Çok kilo almış olmasına rağmen Suat abisini tanıyor. Zaten Suat abiyi herkes tanıyor. İyi tanıyanlar “Gandalf Suat” derler sebebini bilmiyorum. Suat abi başlıyor hasret gidermeye bir zamanlar yollarının kesiştiği futbolcuyla. Suat abi gözlerinin içine bakıyor “sevgili kardeşim her hafta senin maçlarını izledikçe gözlerim yaşarıyor. Bu ülke için çok önemli olan Çanakkale Zaferi’ne istinaden o şanlı mücadelenin simgesi olan şehrin plaka numarasını sırtında gördükçe Conk bayırını, Seyit onbaşıyı, Turgut Özakman’ı, şu çılgın Türkleri, altı asır dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun son kalesini, cumhuriyetin kıvılcımlarını görüyorum. Senin bu şanlı zafere bu kadar önem göstermen beni öyle gururlandırıyor ki anlatamam” diyerek tekrar sarılıyor ve ağlıyor. Genç futbolcu şaşkın şekilde “abi ben Teoman’ıın şarkısını çok seviyorum ondan 17 numarayı giyiyorum” diyor. O arada çaylar geliyor konu değişiyor. Futbolcu artık takımının yanına geri dönmesi gerektiğini hissediyor ve ardında gözü yaşlı bir Suat abi bırakarak gidiyor.

Çaycı boşları almak için Gandalf Suat abinin odasına giriyor ve “abi az önceki bizden Villareale giden futbolcu muydu?” diyor. Suat abi konuşamıyor olumlu manada kafasını sallıyor. Çaycı heyecanlı şekilde “neden 17 numara giyiyormuş söyledi mi abi?” diye soruyor. Suat abi bir damacana mağruriyet içmiş şekilde kalkıyor ve görünmeyen bir orkestranın çaldığı requiem for a dream theme müziği eşliğinde yükselerek anlatıyor. “Batalla bu takıma geldiğinde 17 numarayı giydi ve buraların Batallası oldu bende Villarealin Batallası olmak istiyorum bir takımda Batalla olmak o takımın ambleminde ki bir figür olmak gibidir. İşte bu yüzden 17 numarayı giyiyorum” dedi. Çaycı markalarını almadan ağlayarak odadan çıkıyor.

Gelmek istediğim konu aslında şu “yüzüklerin efendisi” serisi alelade bir olay. Hatta Melkor ile Sauron konularında sonuna kadar haklı ama Gandalf eline otorite arttırıcı bir asa alıp, bir iki cümle ile geçiştirilecek konuları demagoji ile uzun cümlelerle anlatarak insanları kendi tarafına çekmiş. Günümüze böyle yansıtmış. Suat abi ile ne alakası var bende bilmiyorum.