Yaş kemale erdi farkındayım. O yüzden bu yazıda içinde yaşamın her hali olan bir anı olsun istedim, güncel olarak da alayını yeriz ayrı konu.

Bir gece önce rahmetli babam eve geldi.  Anneme yarın akşam şimdi olmayan Kiremitçi mahallesinde oturan halama gideceğimizi ve bizim onlarda kalacağımızı, kendisinin de halamın iki çocuğuyla birlikte Bursaspor’un İzmir’de Göztepe maçına gideceğini söyledi. Anneme bunları söyledi ama benim içimdeki fitili ateşlediğinin farkına; kupa finalinde patron maça salmadığında ilk işimi bırakmamla, evin kapısına tribün olayları nedeniyle polis geldiğinde ve askerden maç için kaçma girişiminde bulunduğumda vardı. Gerçi Kıbrıs’tan kaçamadım. Yüzme bilmiyordum çünkü 🙂

Neyse… Nerde kalmıştık? Ben o gece hiç uyumadım. Gitmeliydim. Sokakta patlayan silahların arasından geçmeliydim. Başka şehirlerde nasıl insanlar yaşıyor görmeliydim. En önemlisi de Bursada gözümde efsaneleşmiş Teksas gerçeğini babamın anılarından değil de yerinde yaşamalıydım.

Bütün gün her saniye annemin kafasını yemeye başladım sonra iş halama, halamın kızına, halamın çocuklarına kadar derken babama geldi. O da bana hak vermiş olacak ki hiç itiraz etmeden kabul etti ama bu dirençsiz kabul beni kuşkulandırdı. Gece fısıldaşıp beni uykuda bırakıp yola çıkmaya kalktıklarında ben ayaktaydım. Artık her şey için çok geçti. Evden kadınlar tarafından şenlik havasında uğurlandık. Otobüs Kiremitçiden kalkıyordu. Kiremitçi mahallesi -eskiler bilir- yiğidin harman olduğu yerdi. Yeniler de büyüklerine sorsun. 🙂 Otobüsün önüne geldiğimde heyecandan kalbim yerinden çıkacaktı. Maçlarda ve maç önü kavgalarında gördüğüm bütün ağabeyler oradaydı. Ben otobüste sapsarı saçlarımla ve 10 yaşın verdiği sevimlilikle bir anda herkesin ilgi odağı oldum. Sanki ÖSS’de Türkiye birincisi olmuş gibi gururlandım. Yıllar sonra o gece aklıma geldiğinde anlıyorum ki bugünkü tribün anlayışım da o gece filizlendi. Şimdi belki de o otobüsteki birçok insan yaşamıyor ama bıraktıkları miras benim ruhumda son nefesime kadar yaşayacak.

Sene 1979… Sokakları yaşayan bilir. Ülke dış güçlerin oyunu ile sağcı ve solcu diye bölünmüş. Bizim otobüste öyle… İzmir’e doğru yola çıktık. Otobüsün sağ tarafına sağcılar oturdu. Sol tarafına solcular oturdu. O otobüste her iki görüşten de davası uğruna ölenler oldu. İşkence görenler ve yıllarca hapiste yatanlar da oldu. Otobüs böyleydi kardeşim… Sağcısının solcusuna ve solcusunun sağcısına atılan taşlara siper olduğunu gördüm. Bizi birleştiren şey Bursaspordu. Farklı siyasi görüşte olanlara kardeşim demeyi de o yolculukta öğrendim. O gün o otobüste olan herkesi saygıyla anıyorum.

O deplasman yolları bize kavgayı, sevgiyi, aşkı ve nefreti kısaca bize hayatı öğretti. Yeşil beyaz renklere gönül verenlerin armaları için her şeyi kenara atıp bir olduklarında neler başardıklarını gösterdi bu yollar… Dönüp baktığımda güzeldik diyorum. Güzeldik biz. Siz bizden daha güzelsiniz. Güzelliğiniz bol olsun!

Bu anıya devam ederim bir ara. Sonraki yazıda paslaşırız.